online pharmacy without a prescription
Bingöl SOLHAN - >> Forums >> Sorunlar Çözümler >> Paylaşım Kutusu..
  Giriş / Yeni Üyelik
:: Ana Sayfa  ::  Foto Galeri  ::  Solhan  ::  Hesabınız  ::  Forumlar  ::
Solhan.Net
 Ücretsiz Üye Olun
 Favorilere Ekleyin
Ana Menü
 Ana Sayfa
 Forumlar
 Foto Galeri
 Videolar
okkucuk.gif Köylerimiz
okkucuk.gif Yüzenada
okkucuk.gif Bingöl Hakkında
null.gif ________________
 İSLAM KÖŞESİ
 Kur'an Alemi
 Hadisler
 Siyer-i Nebi
 Büyüklerimiz
 İslam Tarihi
null.gif ________________
 HİZMETLER
 Haberler
 Haber Ekle
 Şiir Evi
 Programlar
 Linkler
 Anketler
 E-Devlet
okkucuk.gif Zazaca
null.gif ________________
 ÜYELER İÇİN
 Hesabınız
 Özel Mesaj
 Üye Listesi
 Messenger
null.gif ________________
 Solhan.NET
 Bize Ulaşın
 Site Haritası
null.gif ________________
Mezunlar Bölümü


Bu bölümde yer alan eski arkadaşlarınıza ulaşabilir ve kendinizi ekleyerek onların size ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
Tıklayın!
Üye Menüsü
Merhaba Misafir

Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.

Üye Adı:
Şifre:
Giriş:

Üyelik
Son 5 Üye:
Oct 19, 2017CashMax Oct 19, 2017igixuwo Oct 19, 2017uhysyjam Oct 19, 2017ugohaxe Oct 19, 2017itiruryzo  Bugün: 5
Dün: 23
Bekleyen Üyeler :198
Toplam: 13475

Şu An Bağlı
Ziyaretçi: 29
Üye: 0
Toplam: 29

İstatistikler
 Bugün   :15372
 Dün      :38493
 Toplam :46595876
İsrail'i Boykot Et
Reklam
Kimler Sitedeydi?
wangkiky: 26 dakika önce
CashMax: 41 dakika önce
fifa17coins: 2 saat, 11 dakika önce
igixuwo: 2 saat, 27 dakika önce
uhysyjam: 5 saat, 45 dakika önce
ugohaxe: 6 saat, 53 dakika önce
itiruryzo: 8 saat, 22 dakika önce
binekli: 8 saat, 27 dakika önce
asyvad: 10 saat, 7 dakika önce
ocopiw: 10 saat, 24 dakika önce

Uzaydan Solhan
Büyük resim için tıklayın.
Uzaydan Solhan
Ayrıntılı görmek için resme tıklayın!

Sözlük


16 Dilde Çeviri





Link İstatistik
Toplam Link: 72
Toplam Kategori: 7
Toplam Ziyaret: 64192

Yeni Eklenen
Siteler

· 1: SOLHAN EĞİTİM DERNEĞİ
[Hit: 488]

· 2: www.cevatkose.com.tr
[Hit: 415]

· 3: Netfaresi.org
[Hit: 634]

· 4: Sukyon Köyünün Web Sayfası
[Hit: 436]

· 5: Online İlan Yönetim ve Takip Sistemi
[Hit: 777]

· 6: Solhan.org
[Hit: 1223]

· 7: By Elcewad
[Hit: 627]

· 8: Yazılım-Donanım-Php-Asp-linux
[Hit: 525]

· 9: Omeran.Net
[Hit: 798]

· 10: careerjet.com.tr – Türkiye'deki bütün iş ilanları
[Hit: 835]


En Çok Ziyaret
Edilen Siteler

· 1: Bingolonline.com
[Hit: 2443]

· 2: Solhan'ın İnteraktif Sitesi
[Hit: 2369]

· 3: Murat Köyü
[Hit: 1931]

· 4: Ab-ı Hayat
[Hit: 1923]

· 5: Ş. K. Ersin Ateş İlköğretim Okulu
[Hit: 1748]

· 6: Bingöl Emniyet Müdürlüğü
[Hit: 1675]

· 7: Girvas Web Sitesi
[Hit: 1667]

· 8: Solhan Atatürk İlköğretim Okulu
[Hit: 1606]

· 9: irfanreklam
[Hit: 1547]

· 10: Genç Belediyesi
[Hit: 1521]

Destekleyenler
 Canliradyo.gen.al

NOT: Üyeler ve misafirler tarafından yazılan tüm yorumlar sahiplerine aittir ve sitemiz sorumlu tutulamaz.
Solhan.Net :: Başlığı Görüntüle - Paylaşım Kutusu..
 Forum KılavuzuForum Kılavuzu   AramaArama   GruplarGruplar   HesabınızHesabınız   Kişisel MesajlarKişisel Mesajlar   Oturum AçOturum Aç 

Paylaşım Kutusu..
Sayfa: 1, 2, 3 ... 15, 16, 17  Sonraki »
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Forum Anasayfası -> Sorunlar Çözümler
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Cum May 16, 2008 3:25 pm    Mesaj konusu: Paylaşım Kutusu.. Alıntıyla Cevap Gönder

OKUNMALI DEDİĞİM YAZILAR

En son zaza_20 tarafından Cmt Tem 05, 2008 4:04 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Google Reklamları






Tarih: Reklam    Mesaj konusu: Solhan.Net

Başa dön
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Cum May 16, 2008 3:27 pm    Mesaj konusu: Re: PAYLAŞIM KUTUSU...? Alıntıyla Cevap Gönder

MEHMET ÖZTÜRK
PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ ABD
FELSEFE TEZ SUNUMU
DENİZLİ/2008


Konu: Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin Yaş*ı ve Din Felsefesi Üzerine Makale

Günümüz dünya felsefesinin en çok araştırılan felsefecilerinden biri olan Friedrich Wilhelm Nietzsche 18 Ekim 1844’te doğmuştur. Babası Karl Ludwig Protestan Kilisesinde papazdı. Doğumu Prusya Kralı 4.Friedrich Wilhelm’in doğum gününe rastladığı için adı Friedrich Wilhelm koyulmuştur. Soyadının kaynağı kesin olarak belirlenememiştir. Çocukluk yıllarının en büyük üzüntüsü babasının sağlık durumunun genelde kötü oluşudur. Baba Karl Ludwig 1849’da hemen hemen körleşmiş olarak öldü. Babası ölünce annesi, halaları ve kızkardeşi ile Naumburg’a yerleşti ve ilköğrenimini bu kentte tamamladı. 1858’de Protestan yatılı okulu Schulpforta’ya yazıldı.On üç yaşında ilk otobiyografisini yazdı. “Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı’ya nasıl maledilebilirdi? Bu kuşku Nietzsche’nin zihninde gelişerek 1861 yılında ilk şiirinin esin kaynağı oldu. Nietzsche Schulpforta’yadaki öğrenimini bitirdikten sonra diplomasını alarak Bonn Üniversitesi’ne kaydoldu.Özellikle dilbilimi ile ilgileniyordu. Derslerde doktor Ritschl’ın hemen dikkatini çekti. 1865’te Ritschl’ın ardından Leipzig Üniversitesi’ne geçti. Leipzig yıllarında Arthur Schopenhaur’i derinlemesine inceledi ve ondan büyük ölçüde etkilendi. Leipzig yıllarında ünlü müzisyen Richard Wagner ile tanıştı ve büyük bir dostluk başlamış oldu. 1869’da Ritschl’ın tavsiyesiyle Basel Üniversitesi’ne dil hocası olarak atandı. Fransız-Alman Savaşı başlayınca 1870’te gönüllü sıhhiye eri olarak cepheye gitti. Ama dizanteri ve difteriye yakalanınca Basel’e geri döndü. Adı Bir İtiraf olan kitabını yazdı. “Aslında bu kitabında merhamet duygusundan ve tedirginlik duygusunun tuzaklarından yakasını sıyırmak için gösterdiği boş çabayı dile getirmiştir. 1871’de bozuk sağlığı yüzünden ağır öğretim yükünü taşıması güçleşti. “1873’te Nietzsche’nin ruhsal kişiliğindeki bölünme açığa çıkmaya başladı.İşte Zerdüşt’te böyle günlerde belirecekti.” Nietzsche’nin Wagner ile dostluğu ise 1873’te gölgelenmeye başladı. Nietzsche 1876’da Basel Üniversitesi’nden bir yıllık izin aldı. ” Wagner’in aşırı milliyetçi tutumuna karşılık Nietzsche’nin din ve ulus kaynaklı geleneksel değerlerden uzaklaşması 1878’te dostluklarının bitmesine sebeb oldu. “Sağlık durumunun daha da kötüye gitmesi nedeniyle 1879’da Basel Üniversitesi’ndeki görevinden ayrıldı. “1888-1889 kışı süresince görenlerin şaşırdıkları olaylar meydana geldi; öyle ki sahibinin dövdüğü bir atı Nietzsche’nin öptüğü bile görülmüştür. ” Nietzsche 1889’un ilk günlerinde zihinsel yetilerini tümüyle kaybetti. Çıldırmasının nedeni öğrencilik yıllarında yakalandığı frenginin ilerleyerek üçüncü evreye girmesine bağlandı. On bir yıl boyunca bitkisel denebilecek bir hayat sürdü. 25 Ağustos 1900 tarihinde hayata gözlerini yumdu.”Nietzsche “Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı’ya nasıl mal edilebilir? düşüncesinden yola çıkarak, Tanrı’nın ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için ve üstinsan’a ulaşılabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur.
Tanrı’nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır.Nietzsche bunu Empedokles, adlı esrinde de vurgulamıştır. Vebanın kurbanı olan bir halkın dramını paylaşan ve bu dramdan dualar okuyarak kurtulmayı deneyen kahraman, sonunda kendisini Etna’ya atarak dünyaya gelme suçunun bedelini öder. Corrine ise sevdiğini izler ve o da kendisini Etna’ya atar. Böylece her ikisi de bu dünyaya gelen herkesi, öldüren çarkın kurbanları olurlar.
“Nietzsche’ye göre sanatçı Tanrı kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar: Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin yada taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasını önerir. Hristiyan Tanrı ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. “Tanrı düşüncesi şimdiye kadar varoluşa karşı olan en büyük itiraz olmuştur. Tanrı’yı yadsıyoruz, Tanrının sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı’yı suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür.
“Nietzsche’ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler. ”. İnsan, ona göre dünyanın amaçsız, anlamsız olduğunu teşhis etmekten kaçındığı için yüzeyde kalmayı, rahatlık veren düşüncelere sığınmayı, ortalama değerlerle yaşamayı yeğler.” Nietzsche soyut bir kavram olan Tanrının ölümü fikri ile insanlarda bulunan Tanrı inancının ortadan kalkmasını belirtmiştir. “Nietzsche 19. yüzyılın diğer düşünürlerinden birkaç noktada farklılık gösterir: Başkaları 19. yüzyılı güç ve güvenlik çağı olarak görürken, Nietzsche modern insanın benimsediği değerlerin, geleneksel dayanakların çöktüğünü düşünmüştür. Teknik ilerlemeler insanlığın geleceğiyle ilgili olarak büyük bir iyimserliğin doğuşuna yol açarken, Nietzsche insanlığı gelecekte korkunç savaşların beklediğini sezmiştir. O, modern insanı tam bir hiççiliğin beklediğini savunmuştur. Modern insan için Alman ordusunun güçlenmesi, bilimsel gelişmeler pek önemli değildir. Asıl önemli olan, Hristiyanlığın Tanrısına duyulan inancın sarsılmış olmasıdır. Nietzsche’ye göre Hristiyanlığa duyulan inanç çökerken, insanlar Darwin’in evrim fikrine giderek daha çok inanır olmuşlardır. Çok tehlikeli olan bu gelişme ona göre insan ve hayvan arasındaki farkı ortadan kaldırmıştır.Nietzsche bu Tanrıtanımaz görüşleri nedeniyle döneminde çok tehlikeli bir ateist olarak görülmüştür.
Nietzsche’nin ebedi dönüş ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır.Nietzsche ebedi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. “ Nietzsche’ye göre; insan tüm yaş*ın durmadan döndürülen bir kum saatidir .” “Sonsuz dönüşteki tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur.” Bu dünyanın amaçsız olduğunu her insanın yaş*ının önceden belirlendiğini savunur. Bu yüzden ilerleme denecek bir şeyin olmadığını ve insanların hep yerlerinde saydıklarını ifade eder. “Friedrich Nietzsche bu durumu, insanın bu dünyadaki durumunu Platon’un ünlü Mağara Benzetmesinde geçen insan yada mahkumların durumuna benzetir. Nietzsche’ye göre, 19.yüzyılın fabrikalarda çalışan köle insanı bir mağaranın dibinde zincire vurulmuş olarak ve duvardaki gölgeleri gerçek sanarak yaşamaktadır.
Nietzsche’de tıpkı Platon gibi zincirlerden kurtulmanın mümkün olduğuna inanır. Platon’a göre az sayıda insan, bu iş ne kadar zahmetli olursa olsun zincirlerinden kurtulup idealar dünyasına yükselebilir. Bunu da insanlar herhangi bir doğaüstü gücün yardımıyla değil kendi akıllarıyla başarabilirler. Nietzsche’ye göre Platon kendi kendisini aldatmaktadır, çünkü mağaranın dışında başka bir dünya yoktur. Zincirlerden kurtuluştan ve mağaranın ağzına tırmanıştan söz etmek mümkün olabilir fakat mağaradan çıkıştan söz etmek mümkün değildir. İşte mağaranın karanlığı içinde, zincirlerinden kurtulup, bu tırmanışı onun anlamsız olduğunu bile bile tekrarlayan, bu acımasız hakikati kabul edebilecek kadar güçlü olup gülebilmeyi beceren insan, Nietzsche’nin üstün insanıdır.” Bu gösteriyor ki; Nietzsche’nin üstinsanı doğaüstü güçlere sahip bir yaratık değil, aklını kullanabilen insandan daha üstün bir varlıktır.
“Ben insanlara ilk gidişimde, bir delilik işledim; pazar yerinde göründüm. Ey yüksek insanlar, benden şunu öğrenesiniz pazar yerinde kimse yüksek insanlara inanmaz. Yığın göz kırpar: Yüksek insan diye bir şey yoktur hepimiz eşitiz Tanrı önünde ama Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi. Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Tanrı öldü artık üstinsan yaşasın istiyoruz biz .”
Nietzsche’nin bu sözlerinden de anlaşıldığı gibi; üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedir. Tanrı’ya olan inancın insanların yenmesi gereken bir saplantı olduğunu düşünmektedir.
“İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir. İnsanda büyük olan onun köprü olmasıdır: insanda sevilebilecek olan onun karşıya geçiş ve batış olmasıdır. ”
Nietzsche insanın üstinsana geçişte bir araç olduğunu vurgulamıştır.Ona göre insanın işe yarayan yönü üstinsana geçişte bir köprü vazifesi görmesidir.
Sonuç olarak 19. yüzyıl düşünürlerinden Nietzsche; kendine özgü bir tarzla yaş*ı sorgulamıştır. Papaz olmak için yola çıkmışken neden Tanrı’nın öldüğünü düşünen bir ateist haline geldiği çok tartışılmıştır. Felsefe, psikoloji, tarih bilimlerinde görüş bildirmiştir. Onun görüşleri genelde çağıyla zıt düşünceler olmuştur. “Güçlülük iradesi ve üstinsan düşüncelerinin şiddete dayanan ideolojileri özelliklede faşizmi ve anarşizmi etkilediği bir gerçektir.”
Nietzsche’den sadece felsefe dünyası etkılenmemiş hemen hemen bütün bilim dalları etkılenmiştir. “Nietzsche’den etkilenen edebiyat düşünürleri arasında Thomas Mann, Herman Hesse, Andre Gide, Stefan George gibi isimler sayılabilir. Düşünce alanında ise etkilediği filozoflar arsında Max Scheller, Karl Jaspers, Martin Heidegger ve Michael Foucault vardır. Psikoloji’de ünlü psikolog Sigmund Freud başta olmak üzere, Alferd Adler ve Carl Gustav Jung gibi kuramcılar birçok görüşlerini Nietzsche’ye borçlu olduklarını beliritirler.”
Nietzsche’nin Tanrının Ölümü Düşüncesi :Nietzsche “Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı’ya nasıl mal edilebilir?” düşüncesinden yola çıkarak, Tanrı’nın ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için ve üst insan’a ulaşılabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur. Tanrı’nın insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır.
Nietzsche bunu Empedokles, adlı esrinde de vurgulamıştır;ama bunu mantıklı bulan pek az filozof bulunmaktadır,özellıkle islam .Nietzsche’ye göre sanatçı Tanrı kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar: Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin yada taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varılmasını önerir.Hristiyan Tanrı ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister.Tanrı’yı yadsıyoruz, nietzsche Tanrının sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.” Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı’yı suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür.“ Nietzsche’ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka bir şeydeğildir.”Nietzsche'nin felsefesini klasik bir Nihilizm olarak adlandırmak pek doğru olmaz. Çünkü onun felsefesi çok ayrı konulara ayrılmış gibi görünse de, temelde aynı noktalarda birleşen büyük bir öğretidir. Bazen büyük çelişkilere düştüğü ve değişik ideolojilere kaynaklık ettiği iddia edilse de bu kadar çok konuda düşünce üreten birinin bu gibi eleştiriler alması çok normal doğrusu. Anormal taraf bunun tersini iddia etmektir.
Nietzsche gibi bir aristokrat kişiliğin, insanlığın yüzyıllarca düşündüğü ve temelde yıkılması ya da yenilenmesi düşünülmemiş konular hakkında yıkıcı ve eleştirisel yaklaşması vatanı Almanya ve daha sonra gideceği ülkelerde başına büyük dertler açtı.Nietzsche, toplumların temellerinde yer alan devlet ve ahlak gibi konularda temelde sorgulayıcı ve karşıcı bir kişilik gibi görünür ama bazıları Nietzsche'nin felsefesini de bir ahlak öğretisi olarak kâbul ediyor. Tabii Nietzsche'nin felsefesi katıksız bir felsefe sayılamaz, en azından ustam dediği Schopenhauer'in sarsılmaz etkileri gözlenir. Bunu da yazdığı metinlerde görüyoruz.
Her ne kadar eksik olsa da buradaki bilgiler Nietzsche Felsefesi'ni yüzeysel olarak öğrenmenizi ve konu hakkında bilgi sahibi olmanızı sağlamıştır. Unutulmamalı ki Nietzsche Felsefesi hâlâ bir muamma… kendini ele vermek istemiyormuş gibi karmaşalara oynuyor gibi görünse de keşfedilmeyi bekleyen bir ada gibi sabırsızlıkla çözülmeyi bekliyor.






Kaynakça

• Friedrich Nietzsche,Zerdüşt Böyle Diyordu.çev ,Osman Demirsu,varlık yay
• Jules Chaix Ruy (Çeviri: N. Berna Serveryan), Nietzsche Yaş*ı ve Felsefesi, Çiviyazıları yayınları, İstanbul 2006
• Friedrich Nietzsche,Zerdüşt Böyle Diyordu.çev ,Osman Demirsu,varlık yay
• Ahmet Cevizci, Felsefe sözlüğü, 2.Basım, Ekin yayınları, Ankara 1996, s. 503
• Nietzsche Hayatı, Eserleri ve Felsefesi,Arthur Danto.Türkçesi: Ahmet CevizciParadigma Yayınları
• Aydın, Mehmet S.(1990) Din Felsefesi, İzmir, D.E.Ü.Yay.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Cum May 16, 2008 3:32 pm    Mesaj konusu: Re: PAYLAŞIM KUTUSU...? Alıntıyla Cevap Gönder

MEHMET ÖZTÜRK
SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ ANA BİLİM DALI BAŞKANLIĞI
ANTROPOLOJİ DERSİ SEMİNER ÇALIŞMASI
DENİZLİ/2008

ZAZALAR
Zaza’lar, Hint-Avrupa dil ailesinin İrani diller grubuna ait bir dil olan Zazaca'yı konuşan ve Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde varlığını sürdüren İranî kökenli bir halktır. Nüfuslarının 4 ve 6 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Zazalar, Türkiye'de Türklerden ve Kürtlerden sonra nüfus yoğunluğu olarak üçüncü sıradadırlar.
Zazalar’ın Yaşadığı Coğrafya
Zazalar, nüfusu tahminen 4 ila 6 milyon arasında olan bir halk olarak Doğu, İç ve Güneydoğu Anadolu’nun Fırat ve Dicle su havzasında ve dağlık alanlarda yaşarlar. Sükun ettikleri yer enlem 37,8°- 42° ve boylam 37,8°- 40° arasında yer alan bölgede, il olarak Sivas’tan Muş-Erzurum’a, Gümüşhane'den Urfa’ya kadar uzanır. Ağırlıklı olarak Tunceli, Bingöl, Erzincan, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, Erzurum Malatya,Bitlis,Batman ilerinde yaşarlar. Bunun dışında İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli, İzmir, Aksaray şehirleri ve birçok ilçeye göçetmiş Zaza mevcuttur. Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Fransa, İsveç, Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde bulunan Zaza sayısı tahminen 500.000’dir. Cambul (Kazakistan) Batum (Gürcistan) ve Musul bölgelerinde de Zazalar vardır. Zazalar’ın nüfusu hakkında kesin ve sağlıklı bir bilgi mevcut değildir.
DİL VE ETNİK YAPI
Zazaca, Hint-Avrupa dil ailesinin İrani diller gurubun Kuzey-Batı koluna dahildir. Beluçi, Gorani ve Sengseri dilleriyle Kuzey-Batı kolunun Hyrkani (Gurgan) alt gurubunu teşkil etmektedir. Zazaca’nın diğer akraba olduğu diller arasında Talişi, Mazenderani, Semnani, Gileki, Tati, Herzendi, Kürtçe, Farsça sayılabilir. Gramer ve kimi önemli sözcükler açısından Zazaca’ya yakın olan diller Kuzey-İran’da, Hazar Denizi kıyısında konuşulan dillerdir. Onun dışında Anadolu’da konuşulan Kurmanci-Kürtçesiyle yüzyıllarca ortak coğrafya paylaştığından dolayı bir dil yaklaşımı olmuştur.

Zazaca üzerine Türkiye’de, özellikle siyasette bir Kürt lehçesi olarak bilinen bir statüko mevcut. İrani dillerin dilbilim dalı olan İranoloji’ye göre ise Zazaca bir Kürt lehçesi veya dili değil, başlıbaşına bir dildir. Kürtler’in siyasi ve sayısal olarak Zazalar’a göre daha üstün olması, Zazalar’ın ve Zazaca’nın varlığı konusunda epey bir dezavantaj oluşturmuştur. Zazaca hakkında siyasette ve halk arasında, özellikle Batı-Anadolu’da yaygın olan “Kürt lehçesi” diye bir tanımlama vardır. Fakat özellikle son yıllarda yavaş yavaş açığa çıkan araştırmaların ve dergilerin sayesinde bu görüş değişmektedir.
Türkiye’de Türkçe’nin dışındaki yerli dillere uygulanan baskıdan ve inkardan dolayı Zazaca hakkında herhangi bir bilimsel kaynak bulmak pek güç. Ondan ötürü Zazaca Türkiye dışında, özellikle Almanya’da araştırılabilip, bilimsel olarak İrani diller arasındaki yeri saptanmıştır.
Zazaca’yı ilk olarak başlıbaşına bir dil olduğunu, yaptığı derleme, araştırma ve incelemeleriyle kanıtlayan ilk dilbilimci Oskar Mann’dır. Oskar Mann’ın 1903’ten 1907’ye kadar yaptığı araştırmalarını ilerletip kitap haline getiren Karl Hadank, “Die Mundarten der Zâz┠adlı bilimsel eseri 1932 yılında kitaplaştırmıştır. Böylece İranoloji dilbilimde Zaza dili bugüne kadar dilbilimcilerin hemfikirliliğiyle başlıbaşına olarak tanınma durumunu korumakta. Oskar Mann’dan önce Peter Lerch (1856), Friedrich Müller (1864), Albert van Le Coq (1901) gibi araştırmacı ve dilbilimcilerin eserlerinde de Zazaca hakkında folklorik yazın derleyip kısmen analiz de etmişlerdir.
Devleti oluşturan temel taşlarından birinin 1914-15 Ermeni-Süryani-Yezidi-Rum soykırımı ve 1937-38 Dersim soykırımı olan Türkiye Cumhuriyetinde cebren de uygulanan tevhidi tedrisat kanunundan dolayı egitim dili sadece Türkçeden ibaret sayılmış, bu yüzden Zazaca ve diğer Anadolu dilleri kendilerini bir eğitim ortamında geliştirebilmek ve eğitim dili olabilme imkanı bulamamıştır. Eğitim dilinin sadece Türkçeden ibaret olması medeniyetler beşiği olan Anadolu’nun çok dilli ve kültürlü yapısına büyük zarar vermiştir. Bundan dolayı Zazaca ve diğer etnik diller varlıklarını sürdürme noktasında unutulma ve ölü bir dil olma sınırına gelmiştir. Son yıllarda özellikle Avrupa’da Zazaca edebiyatı ve yazı dili çalışmaları ve çabaları Zaza’lar arasında olumlu bir yankı oluşturmuştur.
Zazaların dili Zazaca olmakla birlikte, Zazalar arasında çiftdillilik veya çokdillilik göze çarpmaktadır. Yaşadıkları veya göç ettikleri coğrafyanın siyasi ve demografik koşullarına göre Türkçe, Almanca, Kürtçe gibi diller de konuşulur.Zazaca'nın yerel olarak Zazaki, Kırmancki/Dersimce, Dımılki, Şo-Bê gibi birkaç farklı adlandırması vardır.Zazaca olarak yazılan önemli eserlerden Ehmedê Xasi'nin Mewlid adlı kitabı (1899 yılında) ve Usman Efendiyo Babic tarafından yine başka bir Zazaca mevlid ise Ş*'da 1933'de Arap alfabesiyle yazılmıştır.
Latin alfabesine esas alınan Zazaca yazılış sistemi (Dilbilimci Prof. C.M. Jacobson'un Zazaca'ya uyarladığı alfabe), 1980'li yıllarda İsveç, Fransa ve Almanya gibi ülkelere göç eden Zazalar'ın gayetleriyle yayıldı ve Türkiye'de Zazaca dergileri ve kitaplarının yayınlanmasına yardımcı oldu. Türkiye'de 2004 yılından itibaren devletin resmi televizyonu ve radyosunda (TRT) her Cuma günü yarım saatlik Zazaca yayın yapılmaktadır.
1980'lerden itibaren Zazaca olarak birçok dergi ve kitap yayınlandı. Zazaca'nın yaşatıldığı en önemli alan ise müzik olarak değerlendirilir. Sılo Qıc, Sey Qaji, Dewres Baba, Rençber Aziz, Mehmet Çapan, Hüseyin Doğanay gibi halk ozanları Zaza Halk Müziğinin 20.yy'daki başlıca önemli temsilcileridir. Bunun dışında 90'lı yıllardan itibaren Metin - Kemal Kahraman, Ahmet - Mikail Aslan, Nilüfer Akbal gibi sanatçılar da Zaza Müziğini batı müziğiyle tanıştırmışlardır.
Alevi Zazalarda ibadet dilinin Zazaca olması Dersim'de bu dilin geçmişte kutsal kabul edilmesine neden olmuştur. Yörede Zazaca için "Zonê Xızıri" (Hızır'ın Dili) diye bir kutsama deyimi vardır. Dersim Zazacasında yazılı hale getirilen yüzlerce "dêse" (deyiş-ilahi) vardır.

Zazaca'nın lehçeleri Bazı dilbilimcilere göre Zazaca iki lehçeden oluşur;
• 1-Dersim lehçesi (Dersimce)
• 2-Siverek lehçesi
Almanya Frankfurt'da bulunan Zaza Dil Enstitüsü ve Frankfurt Üniversitesi'ne göre ise Zazaca üç lehçeden oluşur;
• 1-Kuzey Zazaca (Dersimce); Alevi Zazalar tarafından konuşululur.
• 2-Merkez Zazaca; Elazığ-Bingöl yöresinde ve daha çok Şafii Zazalar tarafından konuşulur.
• 3-Güney Zazaca; Siverek-Gerger-Diyarbakır-Mutki hattında ve daha çok Hanefi Zazalar tarafından konuşulur.
Zazaca, Farsça ve Kürtçe dilleri arasında karşılaştırma
Zazaca Farsça ve Kürtçe ile aynı dil grubundadır ve bu dillerle çeşitli benzerlikler sergiler. Buna karşılık Zazaca her iki dilden de ayrı, kendi başına bir dildir. Bir örnek, bazı önemli basit ifadeler Farsça ve Kürtçe'de tamamen farklılar:
TÜRKÇE ZAZACA KÜRTÇE FARSÇA
İlk Verên Yekem ?
Kapı Çeber (Keyber) Deri Dar
Kar Vore Berf Barf
Karın Pize Zık ?
Kurt Verg Gur Gorg
Kuzu Vorek Berx Bara
Koç Veşn Beran Goşn
Mavi Kewe Şin Abi
Nişanlı Waşti Destgırti Nâmzad
Oğul Lacek Kur Pesar
Ot Vaş Gıya Giyah
Öğle Perroc Nivro ?
Rüzgar Va Ba Bâd
Sakal Hêrşe Riş ?
Satın almak Herinaene Kırin Xaridan
Seçmek Weçinaene Hılbıjartın ?
Tavuk Kerge Mırişk Morğ
Tilki Lüye Rovi Rubah
Tok Mırd Têr ?
Tuz Sole Xwê Namak
Üç Hirê Sê Sê
Yalan Zür Derew Dorouğ
Yanmak Veşaene Şewıtin Suxtan
Yapmak Vıraştene Çêkırın ?
Yaz Onman Havin Tabestan

Namê to çıko/çıto? : adın ne?
Namê şıma çıko? : isminiz nedir?
To çend serriya? : kaç yaşındasın?
Sekenay rınday / To senin hol / çıturiya wesa ? : nasılsın iyimisin?
To wes bê / berxudar bê : sağol, (teşekkür).
Tesekür kono / teşekur kena : teşekkür ederim.
Heq raji bo / Homa razi bo : Allah razı olsun.
No çıko / In çıto ? : bu nedir?
To sekenay ? : ne yapıyorsun?
Sıma xêr *ê/Şıma xêr amey : Hoşgeldiniz
esto / esta : var
çino / çina : yok
Ya/ Heya / Ê : evet
Nê : hayır
Din
Zazalar’ın yarısı Alevi, yarısı Sünni Müslüman kesimden oluşmaktadır. Sünni kesimde ayrıca Şafii ve Hanefi mevcuttur.Alevi Zazalar, Tunceli, Koçgiri-Zara, Erzurum, Erzincan Varto, Bingöl, Elazığ, kısmen Gümüşhane, Aksaray ve Kayseri’nin Sarız ilçesinde ikamet etmektedir.
Sünni Zazalar, daha çok Elazığ, Bingöl, Diyarbakır, Siverek, Adıyaman, Mutki gibi il ve ilçelere yayılmışlardır.
Alevi-Sünni ve Şafii-Hanefi farklılığı, Zazaca'daki şive farklılıklarına ve yaş* tarzlarına, gelenek ve göreneklere de yansımaktadır.
Folklor ve Kültür
Zazalar, Beluçiler, Farslar, Gilanlılar, Kürtler, Osetler, Afganlar/Peştunlar Lorestanlılar, Maz enderanlılar, Tacikler ve diğer İranî halklarla dil ve kültür bağlamında birçok ortak özellik paylaşırlar. Tüm bu İrani halkların dilleri birbiriyle akrabadırlar ve yüzlerce ortak kelime barındırırlar. Kelime kökleri büyük oranda aynıdır, renklerin, sayıların , bitkilerin adlandırılmasında benzer ortak kelimeler kullanılır. Kılık-kıyafet, halk masalları, gelenek-görenekler , dini inançlar, bayramlar pekçok noktada ortak özellikler taşır. Zazalar bütün İrani halklarda olduğu gibi irili ufaklı çok sayıda aşiretlere bölünmüşlerdir fakat günümüzde aşiret yapısı ve kuralları hemen hemen yok olmuş diyebiliriz. Zazalar tarihsel olarak kırsal ve feodal bir hayat sürmüşler, tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Anadoluda Zazalar, Kürt, Türkmen, Ermeni gibi halklarla sürekli büyük bir kültürel etkileşim içinde olmuşlardır.
Özgün yapısı bozulmamış Zaza köylerinde kadınlar şalvar, başlarında leçeg veya puşi, bellerine şal veya kuşak giyerler. Erkekler de takım şalvar, başlarına köşeli şapka, puşi veya desmal giyer ve bellerine de kuşak bağlarlar.
Başlıca halk oyunları; Qeraçor, Devzer, Fadiki gibi düğün oyunlarıdır. Başlıca yemekler; babıko, bıcık, keska, helisa, patila, pêsara, şir, bıcıka qatqatın, çhebelek, dogma gibi genelde hamur ürünü yemeklerdir.
Zazalar arasında kutlanan veya kutsanan başlıca bayramlar ve önemli günler şunlardır ;
• Kormışkan Bayramı (Siverek Yöresi, Mart ayında Nevruza denk gelir)
• Hewtemal/Haftamal Bayramı (Dersim Yöresi, Mart ayında)
• Qereçarseme
• Newê Marti (9 Mart)
• Gağand (Noel kutlamasına benzer, daha çok Dersim-Koçgiri-Varto dolaylarında yılbaşı olarak 13 Ocak'ta kutlanır.)
• Rocê Xızıri (Hızır Orucu, Alevi Zazalar tarafından her yıl Şubatın ikinci haftasında 3 gün oruç tutulur)
• Rocê Ramazani (Ramazan Orucu)
• Rocê İmamu (Muharrem Orucu)
Zazalar'ın etnik kimliği üzerine tartışmalar
Zazalar'ın sınıflandırılması politik bir tartışma konusudur. Bu tartışmada üç grup ve tezleri mevcuttur. Birinci grup Zazaları başlı başına ayrı bir etnisite olarak görmekte; ikinci grup Zazaları Kürt olarak saymakta; Üçüncü grup ise Zazaları Türk olarak değerlendirmektedir. Hatta geçmişte bazı Ermeni araştırmacılar tarafından, Zazaların Ermeni kökenli bir halk olduğu iddiası da ortaya atılmıştır.
Zazaları bir halk olarak kabul edenler
Zazalar kendi dillerinde, Türklere "Tırk", Kürtlere ise yöreden yöreye "Kırdas", "Khurr" veya "Khurrmanc" derler ve kendilerini her iki halktan da ayırırlar. Türklüğü veya Kürtlüğü kabul etmezler. Zaza halk türkülerinde de bu ayrım çok net bir şekilde görülmektedir. Kürdoloji'nin babası kabul edilen Minorsky, İslam Ansiklopedisi'nin İngilizce basımında Zazalar'ın kesinlikle Kürt olmadığını belirtir. Ayrıca Batılı dilbilimciler, Zazaca'dan hareketle Zazaların Farslardan ve Kürtlerden tamamen farklı İrani kökenli bir etnik grup olduğunu belirtirler. Diğer taraftan, İranoloji biliminde Zaza dili, Kürtçe ve Farsça'dan farklı özgün İrani bir dil olarak tasnif edilmektedir. Yine dünya üzerinde, 6,000'den fazla dil ve lehçeyi araştıran Ethnologue'a göre Zazaca iki lehçeden oluşan (Dersimce/Kuzey Zazaca ve Güney Zazaca/Dımılki), başlı başına bir dil olarak sınıflandırılmıştır.
Zazaların ve Kürtlerin yüzyıllarca aynı coğrafyada yaşaması iki toplumun kültürel olarak yakınlaşmasına neden olmuştur. Kürtler’in siyasi ve sayısal olarak Zazalar'a göre daha üstün olması ise, Zazalar'ın ve Zazaca'nın varlığı konusunda bir dezavantaj oluşturmuştur. Zazalar kendilerini Türk, Kürt ve Fars kimliklerinin dışında görmelerine rağmen, Zaza halkı geçmişte uzun bir dönem boyunca dışarıdan bir bakışla Kürt sayılmış, dilleri de Kürtçe'nin bir lehçesi zannedilmiş ve Zazalara Kürt muamelesi yapılmıştır.Zazaca hakkında siyasette ve halk arasında, özellikle Batı Anadolu’da yaygın olan "Kürt lehçesi" tanımlaması vardır. Diğer taraftan Kürt siyasetçiler ve genel olarak geçmişten bugüne hemen hemen bütün Kürt örgütlenmeleri de Zazaları Kürt, Zazacaya da Kürtçe'nin bir lehçesi saymışlardır. Bu durum Zazaları Kürt kimliğine itmiş ve günümüzde birçok Zazanın kendisini Kürt olarak tanımlamasına ve Kürtlüğü benimsemesine neden olmuştur.
Fakat, tüm bu gelişmelere rağmen Zazalar ve Zazaca üzerine yapılan araştırmalar, Zazaların Türklerden, Kürtlerden ve Farslardan tamamen farklı bir etnik grup olduğunu göstermektedir.Özellikle Zazaca üzerinde yapılan dilbilimsel araştırmalar bu yöndedir. Zazaca'nın ilk olarak başlıbaşına bir dil olduğunu kanıtlayan dilbilimci Karl Hadank, 1932 yılında yayımladığı Die Mundarten der Zâzâ adlı eserinde Zazaca'nın Kürtçe'nin veya Farsça'nın bir lehçesi olmadığını, bu dilleri dilbilimsel olarak karşılaştırarak Zazaca'nın başlı başına bir dil olduğunu kanıtlamıştır. Peter Lerch (1856), Friedrich Müller (1864), Albert van Le Coq (1901), Prof. Dr. Jost Gippert, McKenzie, Prof. Dr. G. Kôjima gibi dilbilimcilerin eserlerinde de Zazaca net bir şekilde özgün ve bağımsız bir İrani dil olarak tasnif edilmiştir.
Zaza halkının yaşlı ve siyasetten uzak kalmış kesimi, Türklüğü ve Kürtlüğü kabullenmez (Türkiye'nin Etnik Yapısı, Ali Tayyar Önder, Fark Yayınları). Zazaların kendi başına güçlü bir siyasi ve akademik merkezi örgütlenmeye sahip olmaması, Zaza halkının dil ve kimlik sorununun gündeme çok zayıf bir şekilde gelmesine veya hemen hemen hiç anılmamasına sebebiyet vermektedir.
Zazalar kendilerini Tunceli yöresinde Alevi anlamında "Kırmancki", Varto, Hınıs, Tekman, Çat, Adaklı yöresinde "Şarê Ma", Bingöl yöresinde "Zaza", Koçgiri, Palu ve Maden yöresinde "Zaza", Siverek, Çermik, Koçgiri ve Aksaray yöresinde "Dımıli" olarak adlandırmakta; dillerine ise sırasıyla "Kırmancki", "Zonê Ma", "Zazaki" ya da "Dımılki" demektedirler.
1900 yılında "Dersim" adlı kitabını yayınlayan Ermeni yazar Antranig, İranolog Oskar Mann ve tarihçi V. Minorsky'e göre, Zazalar tarafından kendi etnik kimliğini tanıtırken yaygın olarak kullanılan "Dımıli" terimi, Ermenice karşılığı "Dêlmik" olan Kuzey-İran'daki Gilan taraflarında bulunan Deylem bölgesine tekabul etmektedir.
Zazaların muhtemelen MS 9. ile 11. yy. arası Deylem'den bugünki yurtlarına göçettiği tezi birçok Zaza araştırmacıları tarafından kabul görmekte, ki hala Kuzey İran'da konuşulan Mazenderanca ve Gilanca gibi diller Zazaca'ya köken olarak Kürtçe'den daha fazla yakınlık arzetmektedir.
Zaza terimi ise Zazalar'ın bugün yaşadığı bölgede birçok köy ve yer adında geçmektedir. Zazana, Zuza, Sason, Zavzan gibi sözcükler de buna örnek gösterilebilir. MÖ 542 yılında Pars kralı Dara (Darius)'un Behistun yazıtında da yukarı Fırat ve Dicle Havzası "Zazana" olarak adlandırılmaktadır.
Zazaları Kürt olarak kabul edenler
Ziya Badıllı'nın anlattığına göre, Türkiye'deki Zazalar kendilerini asıl Kürt sayarak kendilerine Kird ve kendilerinin dışında kalan Kürtlere daha doğrusu Kurmanclara da –biraz da küçümseme ile müterafik olarak- Kirdasi (Kürdümsü, Kürtçük) derler.Zazaca'yı konuşan Kürtler bölgelere göre dillerini ayrı adlarla adlandırırlar. Kendilerini Kirmanc, konuştukları lehçeyi ise "Kirmancki" diye adlandıran Dersim Kirmancları Zaza terimini Sünni Kirmanclar (Zazalar) için kullanır, kendilerine böyle denmesinden hoşlanmaz, tepki gösterirler. Bingöl Kırmancları, kendilerine "Kırd", lehçelerine ise "Kırdki" derler. "Kırd" teriminin ne zamandan beri kullanıldığı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değil.
Kurd Kürt sözcüğünün kökeni hakkında bu güne kadar çok değişik yorumlar yapılmıştır. Fakat bu yorumları yapanlar çoğu kez Kürtlerin yer yer kendilerini adlandırmak için kullandıkları "Kırd" ve "Kırmanc" sözcüklerini hesaba katmamışlardır.
Yunan yazarlarından Polybe (Polibio)'in M.Ö. 200`lerde sözünü ettiği "Cyrti", Strabon`un sözünü ettiği KûpTıoı (okunuşu: Kirti, anlamı: Kirtiler) ve Romalı tarihçi Tito Livio (M.Ö. 54-M.S. 17)'nun sözünü ettiği "Cirtei" / "Cirti" sözcüklerinin bugün bazı bölgelerde Dımıli Kürtlerinin kendilleri için kullandığı "Kırd" ve bunun çoğul biçimleri olan "Kırdi" veya "Kirdi" sözcükleri ile neredeyse aynı olmaları gibi hususlar üzerinde durulmamıştır.Öte yandan "Kırmanc" ve "Kırmancki" terimlerinin, Kırmancca (Zazaca) konuşan Dersimliler tarafından sadece kendileri ve dilleri için kullanıldığını sanmak da yanıltıcı olur.
Bazı yörelerde daha değişik bir tanımlamaya da rastlanmaktadır. Özellikle de Batı Dersim, Malatya, Sivas ve Kayseri yörelerinde, Alevi-Sünni ayrımının etkisiyle Kırmancki (Zazaki) konuşan Alevi Kürtler, kendilerini ve kurmancca konuşan öteki Alevi Kürtleri Kırmanc, Sünni Kürtleri ise Sünni ya da Türk diye nitelendirmekteler. Yani kavram olarak Alevilik Kürtlükle, Sünnilik ise Türklükle bütünleştirilmiş durumdadır. Kan bağıyla birbirlerine bağlı oldukları bilinen aynı aşiretin mensupları için dahi bu ayırım sözkonusu olduğu görülür.
Zazaları Türk olarak kabul edenler
Diğer yandan Zazaların İran'dan Anadolu'ya göç eden Şamanist Türkmenler oldukları, daha sonra Aleviliği benimsedikleri, fakat Osmanlı'nın sünni ideolojisinin baskısından dolayı kendilerini Kürt olarak nitelendirdikleri ve Kürtleştikleri (Kürtleşen Türkmenler) bir diğer tezdir. Bu tezin dayanak noktasının birisi, Zazaların ibadet dillerinde Türkçe kavramların çokluğudur. Zazaca ile Farsça arasındaki büyük benzerlik de bu tezi desteklemektedir. (Anadolu Selçuklu Devleti'nin resmi dili Farsça idi.)
Zazaların 1230 yılında Yassı Çemen (Erzincan) Savaşı'nda yenilen Harzemşah sülalerinden geldiği görüşünü benimseyenler de oldukça fazladır. Söz konusu Harzem (Harezm) Türkmen sülaleleri Moğol istilası sırasında Anadolu'ya sığınmak istemiş ancak Anadolu Selçuklu devleti tarafından istenmemişti. 1230 Yassı Çemen savaşı sonunda Harzemşah Türkmenleri Doğu Anadolu'nun dağlık noktalarına çekilerek, Anadolu Selçuklularından uzak kalmayı başardılar. Zira, Harzemşah hanedanlığının devlet dili Farsça, mezhebi ise Alevilikti. Harzem Türkmenleri daha sonra Zazalaştılar










KAYNAKÇA
1. ^ Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik İncelemeler, Komal Yayınları, Ankara, 1975 s, 51
2. ^ Kemal Badıllı, Türkçe İzahlı Kürtçe Grameri (Kurmancca Lehçesi), 1965, s.6, aktaran Malmisanıj, Kırd, Kırmanc, Dimili veya zaza Kürtleri, Deng Yayınları, Kasım 1996, İstanbul, s. 8
3. Türkiye'nin Etnik Yapısı, Ali Tayyar Önder, Fark Yayınları
4. Zazaki - Zazaca ve Zazalar üzerine bilimsel ve kültürel bilgi sitesi
5. Enstitüyê Zazaki - Frankfurt Zaza Dil Enstitüsü resmi sitesi
6. http://tr.wikipedia.org/wiki/Zazalar"'dan alındı
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
mazlum
Altın Üye
Altın Üye


Kayıt: Jan 15, 2008
Mesajlar: 991
Şehir: cewlik,sisteme esir dusme kendine sahip cik butun deyerlerin menfaatcilara rant oldu kendine gel

MesajTarih: Cum May 16, 2008 6:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

biz yillardir ugrasiyoruz kurdleri bir yere getiremedik kardesim
kalkmis zazalarida dil konusunda nereye geldiklerini soyliyor, ah kardesim tabiki zazalarda var, ama turk kardeslerimizi kizdirmayin, bunun icinde dunyada kurd dilini yok saymak icin calisma yaparlar. cok sukur dunya arastirmalarinda diller konusunda dunya siralamasinda kurd dili 31,nci sirada imis, cok sevindiricidir tabi turk dilide 24 uncu sirada yerini almistir.

demek cok konusulan diller arasinda bizlerde variz, hala diyorlaridi kurd yoktur, hani turkiye oyle diyordu demek vardir, yok demekle yok olunmuyor, ama varlik yetmiyor dilimiz halkimiz arasinda konusuluyor dogru, bu yetmiyor okuma dili olmasi ve tarihe cok taninan ve sayilan diller arasinda yerini mukemel olarak almasi lazim, bunun icin kurdlerin geyret etmesi gerekir....


En son mazlum tarafından Pts May 19, 2008 6:55 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Pts May 19, 2008 11:59 am    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

İNŞALLAH PAYLAŞIMLAR YARARLI OLUYORDUR

En son zaza_20 tarafından Cmt Tem 05, 2008 4:05 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Pts May 19, 2008 12:11 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

1982 anayasasında Bingöl gerçeği

Bingöl, 82 Anayasası için yapılan referandumda yüzde 90 ‘hayır’ diyerek âdeta darbe yönetimine kırmızı kart göstermişti. 22 Temmuz’dan sonra 21 Ekim’i de sabırsızlıkla bekleyen şehirde halk yeni bir rekora hazırlanıyor.
Kenan Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi’nce hazırlatılan anayasa 7 Kasım 1982’deki referandumda yüzde 93 ‘evet’ oyuyla kabul edildi. Bingöl’den gelen haber ise tam anlamıyla şoke ediciydi o günkü yönetim için: Yüzde 90 hayır! Bu, görülmemiş bir “zıtlık rekoruydu” aynı zamanda. Bingöl, 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’ye verdiği yüzde 72’lik destekle bu alanda da Türkiye rekorunu elinde bulunduruyor. CHP’nin İstanbul başta olmak üzere çeşitli bölgelerden otobüslerle getirdiği Bingöllülerin AK Parti’ye oy vermesi ise Türk siyaset tarihinin en büyük golü olarak jeneriklere yansıyacak!

7 Kasım 1982 referandumu, yüzde 92,7’lik ‘evet’ oyu ile kabul edildi. Bu sonuca göre 80 ihtilalinin baş aktörü Kenan Evren, aynı oranla cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. O referandumda yüzde 7’lik kesim hayır oyu kullanmış, katılım oranı ise yüzde 91 olarak gerçekleşmişti. Bingöl’ün bu zıtlığı ise darbe yönetimi tarafından âdeta cezalandırılacak, şehre pek yatırım yapılmayacaktı. Referandumdan sonra özellikle din görevlileri çok zor durumda kaldı. Bingöl’ün bazı bölgelerinde din görevlilerine yönelik büyük baskılar ve hakaretler oldu.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Cmt Tem 05, 2008 3:59 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

Kürt sorununu kim bölücü yaptı? 04 Temmuz 2008 10:16

Abant Platformu'nda konuşan Bolu Valisi Akpınar, uzun yıllar Güneydoğu'da görev yaptığını belirterek 'Bir tane ayrı devlet istiyorum' diyene rastlamadım' dedi.


'Türk-Kürt ittifakın bittiği tarih'Abant Platformu'nda Kürt kavgasıKürt sorununu kim bölücü yaptı?
Abant Platformu, bu kez Türkiye gündeminin çok sıcak bir konusunu tartıştı. Abant Platformu Başkanı Cemal Uşşak, Abant Platformu’nun 10 kez toplandığını ve gündeminin yoğun olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Mete Tuncay, açık konuşmasını yaptı. Burada mümin olan ve olmayan aydınların bir araya gelip gündemin konularını değerlendirdi. Kürt sorunu bu toprakların yeni sorunu olmadığını belirten Tunçay şunları söyledi:

“Osmanlı devleti döneminde Kürtler’in yaşadığı topraklar özerk durumda idi. 19. yüzyılda özerklikleri ellerinden alındı. Bu durum erken cumhuriyet yıllarına kadar devam etti. Abant Platformu olarak bizler askeri çözümlerin bizi bir yere götürmeyeceğini biliyoruz.

Çözüm tek yanlı olmaz. Bugün itibariyle, Güneydoğu’dan daha çok insan büyük şehirlerde yaşıyor. Asıl o havaliye refah getirmesi umulan GAP projesi’nden batıya enerji gidiyor öma bölgeye refah getirecek olan sulama kanalları henüz devreye girmedi.

Kürtler, geç kalmış bir milliyetçilik havası içinde. Türkiye’de ciddi bir Kürt sorunu var, ama Kürt çözümü yoktur.

Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar: DEMOKRASİ İSTİYORUM HEMEN ŞİMDİ

Ben Türkiye’nin sorunlarının çözülemeyeceğine inanmıyorum. Ben 19 yıllık valiliğimin çoğunu Güneydoğu’da yaptım. Bir çok gözlemim oldu. 9 yıl görev yaptım, ‘Ben ayrı bir Kürt devleti kurmak istiyorum’ diyen bir Kürt’e rastlamadım.
Benim izlenimim Türkiye’deki ayrılık 12 Eylül’den sonra yaygınlaştı. Bu dönemde 50 dolayında kişi idam edildi, 500 bin kişi gözaltına alındı, işkence yapıldı.

Anadolu’nun diğer yerlerinde işkenceye uğrayanlar, bana ‘polis işkence yaptı, asker işkence yaptı’ dedi. Güneydoğu’da ise ‘Ben Kürt olduğum için işkenceye uğradım’ dedi.

Son yıllarda başlatılan köye dönüş hareketi umut veriyor.

“Keyfette hoşa” dediğimde, “serseran serçevan” diyor. “Nasılsın” diyorum, onların hepsi “başım gözüm üstüne” diyor. İnsanlar her zaman umutlu.

Bu lanetli Maraş olayları olmadan önce benim memleketim olan Maraş'ta herkes huzur içinde yaşıyordu. Ama bürokratik bazı uygulamalar, her şeyi birbirine karıştırdı.

Aslında bürokrasinin direttiği sorunları yaşıyoruz. Biz iyi ki Hindistan’ı yönetmiyoruz. Eğer, yönetsek idi 500 parçaya bölerdik.

Ben 45 yaşındayım, demokrasi içinde yaşamak istiyorum. Ne yapayım 70’inden sonra göreceğim demokrasiyi. (Bu yaşta olanlardan özür diliyorum. Kendi adıma söyledim). Ben Hukukçunun değil, hukukun üstün olduğu bir toplumda yaşamak istiyorum.

Hiç değilse Yunanistan kadar demokrasi istiyorum. İngiltere Almanya olamadık, bari Yunanistan kadar olamım.
Cemal Uşşak: Ya Rabbi sabır istiyorum. Ama hemen istiyorum. Biz de canlar yanmaması için Kürt konusunda çözüm istiyoruz, hemen istiyoruz.

Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt: ÇÖZÜM VESAYETSİZ DEMOKRASİDE

“Hepimizin istediği gibi çözüm makamı siyasettir. Biz AK Parti olarak iktidara geldiğimizden beri, bir çözüm için çaba harcadık. Kimi zaman iki adım ileri, bir adım geri atmak zorunda kaldık.

Ben kendimi bildim bileli bu sorunları tartışıyoruz. Ben umutluyum, yıllar içerisinde çözümü nasıl ileri götürürüz onu arıyoruz.

Her şeyin başı, vesayetsiz bir demokrasidir. her şeyin önündeki engel, siyasetin önündeki vesayettir.”

Hak İş Başkanı Salim Uslu: FAZLA DEMOKRASİDEN YIKILAN ÜLKE YOK

Bugünlerde geçen operasyonlarda bir milat çıkacağını umuyorum. Demokrasi kartışı kalkışmalara bu ülkede de hesap sorulacağını göreceğimiz umudumuza kapılmak önemli bir gelişme.

Çatışma ve şiddet sarmalına bulaşmış çözümler, konuşulabilir bir başlangıç noktasını da ortadan kaldırıyor. Farklı tanımlamalar, çözülden çok, tarafları kategorize etmek için kullanılıyor.

Komplekslerimizden kurtulup, kapalı toplum yerine çözüme yönelik çalışmalıyız. Güçlü özgür bireylerin devleti olmanın yolu bireyden geçiyor.

İnsan ve birey sorunun nesnesi, toplum öznesi haline gelmiş. Bir tartışma bireyin üzerinden yapılırsa doğru yolda oluruz.

Batıda yaşayanların doğuda, doğuda yaşayanların da batıdakilerini anlayabilme empatisi kurmalı.
Maalesef tarafların kullandığı dil sert bir dildir. Bugün tartıştığımız sorumlar

Dünyada daha fazla dekokrasi olduğu için yıkılan bir ülke yoktur. Bireyle devlet arasındaki krizi aşmanın yolu demokrasiden geçer.

Batılı kurum ve kuruluşlarla kurduğumuz sendikal ilişkilerde, sosyal diyalogun önemini öğrendik.
Gerekli toplumsal iklimin oluşturulması için ortamı hazırlamalıyoz.

Türkiye rol ve model ülke sözünü çok düştük. Bunun içini dolduramazsak, model ülke olma fırsatını kaçırırız.
Geçen hafta Malatya’da yaptığımız bir benzeri toplantıyı yarın Samsun’da yapacağız.

Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya

Ben Kudbettin Bey’in yerini aldım, sıra Abdurrahman Bey’de.

Bu toplantıyı aslında Diyarbakır’da düzenleyecektik. Biraz gecikme ile de olsa Abant’ta yapıldığını görmek beni mutlu ediyor. Abant Platformu, ülkemizde ortak akıl yaratılmasında büyük görevler üstlendi. Krizin derinleştiği bir ülkede, birbirlerinin elini sıkmayan yöneticilerin olduğu bir ülkede bu toplantının önemine inanıyorum. Bu toplantının zamanı da son dedece önemli.

Bugün içinde bulunduğumuz kriz, uzun sürmesi halinde, daha sıkıntılı bir dönemi beraberinde getirecek. Uzun sürerse, birlikteliği sağlamamanın daha zorlaşacağına inanıyorum.

Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere sorunlarından mutabakat sağlamaması durumunda, işler giderek zorlaşacak.

Bu toplantıda Kürk konusunun ele almasının bir başka önemli yanı daha var. Kürt sorunu bizim iç sorunumuz ama uluslar arası boyut kazanmaya başladı. Tarih bize gösterdi di hangi sorunumuzu içerde değil de dışarıda çözmeye kalkmışsak bizi hep üzdü.

Gazeteci Yazar Ai Bulaç: KENARDAN MERKEZE GÖÇE DİKKAT

Kürt konusunun uluslararası boyutu var. Türkiye'deki gelişmeleri bunların dışında tutmak mümkün değil. kentlerin kenarından merkeze doğru başlayan hareket, son dönemde en fazla artan tehlike olarak ortaya çıkıyor. Kürt sorunu bunlardan biridir.


Yazar Sadık Yalsızuçanlar: BU DA SİZE DERT OLSUN

Seyyit Rıza: Ben sizin oyunlarınızla başa çıkamadım, oyunlarınızla başedemedim, bu bana dert oldu. Ben de size itaat etmedim, bu da size dert olsun.

Kürt konusunu en iyi anlatan ifade sanıyorum bu.

Kürt sorununun tarihhd ilk önemli dönüm noktalarından birisi. 1910’da Kürtçe, Süryanice ve Lacza’nın yasaklanması idi.

Dersim olayları işin bir başka yönü. 60 bin insan öldürüldü orada. İnsanlar betonların arasına tıkıldı ve içine gaz verildi.

12 Eylül sonrasında 500 bin Kürt soruşturulmadan geçirildi. 67 askeri marş ezberletildi, canlı kurbağa yutturulmuş, kola şişesinin üzerine oturtulmuş. Yaşanan acılar konuşulmadan çözüm bulunamaz.

Oturum Başkanı Prof. Naci Bostancı: BEN DE 12 EYLÜL CEZAEVİNİ BİLİRİM

Mamak cezaevinde kalmışlığımız var. Orada da şiddet dil, din, ırk ayırımı yapmadan eşit bir şekilde dağıttılar. Ben İstiklal Marşı’nın ezberledim. Aferim dediler. Sonra Eskişehir Marşı’nı bilmiyorum diye azarlandım. Bildik uygulamaya döndüm.





Doç. Necdet Subaşı: KÜRT DİYASPORASI OLUŞTU

Doç. Necdet Subaşı: Bir Türk olarak 1990’lı yılların başında Van’a ilk kez gittiğimde, karşılaştığım farklı tablolar vardı. Doğu medreselerinden eğitimlerden geçmiş olanlarla sıcak dostluklarım oldu.

Bunlar, PKK ve Hizbullah’ın dışında bir yol arıyorlardı. Ama bunlara hem PKK hem Hizbullah düşmandı. İki tarafın da ölüm listesinde vardı. Beni biri şiddetli bir şekilde uyarmıştı. Sen PeKeKe diyenlerden uzak duracaksın.

Görüldüğü gibi insanlar, bugün de imgelere takılmış durumda. Kürt sorunu, sözcükler üzerinde bile bloke edilmiş durumda.

Demirel’e sormuşlardı bir dönem, verdiği cevap enteresandı. “Biz Kürt halkına kötü davranıyoruz da Türk halkına farklı mı davranıyoruz.”

Kürt sorunu, başta bir entellektüel yaklaşım idi. Devletin kurduğu düzenek içinde, Kürtler, irticai bir kılıf idi. Bu biraz da Şeyh Sait isyanından sonra yaygınlaştı.

Din, Kürt siyasi hareketinin söylem dili olmaktan çıktı. Daha çok sekülerizm şeklinde kendini gösteriyor."

Konuşmalardan sonra katkıda bulunanlar görüşlerini açıklamaya başladı

Doç. Dr. Şaban ÇALIŞ: KÜRT SORUNU YOKMUŞ GİBİ KONUŞTUK

Ben bu konuşmalardan Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını ortaya çıkardım. Sanki Kürt sorunu yok, Türkler için bir fırsat var gibi algıladım.

Anadolu’nun inşasında Kürtler’in olmazsa olmaz olduğunu gördüm. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması’nda Kürtler’in büyük rolünün olduğunu biliyorum. Osmanlı’nın, Cumhuriyet’in kuruluşunda da böyle bir rol oynandı. Bunu biliyorum.

Demokrasinin inşasında Kürtler’in rolünun anlatılmasını isterdim.

Yazar Enver Sezgin: NASIL BİRARADA YAŞIYORUZ ŞAŞIYORUM

İlkokul 2. sınıfta idim. Okul müdürü benim de adımın bulunduğu bir grup öğrenciyi aldı içeri götürdü ve bizi dövdü. Aradan bir iki gün geçtikten sonra aynı şeyi yaptı. Sonra gerçeği öğrendik. Bizim Kürtçe konuşmamızdan dolayı bunu yapmıştı. 'Bir daha Kürtçe konuşmayacaksınız' dedi.

O dönemde Kürtçe yer isimleri değiştirildi. Biz hiçbirini başta anlayamadık. O dönemde devlet dairelerinde, "Vatandaş Türkçe konuş" levhaları vardı.

1980 yılında yaşananları hepimiz biliyoruz. Diyarbakır'da cezeavinde yaşananlardan sonra nasıl birarada yaşayabiliyoruz hayret ediyorum. Ortak evlilikler var biliyorum.

Doç. Dr. Ergün YILDIRIM: KÜTRLER VE TÜRKLER ÇATIŞARAK BUGÜNE GELMEDİ

Kürtler ve Türkler, tarih içinde sadece çatışarak bugüne gelmedi. Birbiriyle ticaret yaptı, alışveriş yaptı. Türkiye tarihi, Türkçüleştirerek bugüne getiriyor. Bu bir taraftan da Kürtler'i tarihsizleştirilmeye çalışılıyor. Buna karşılık da birileri Kürtlere tarih arayışına giriyor.

Yazar Altan TAN: DİN, SİYASETTE KANDIRMA ARACI KULLANILDI

Necdet Subaşı, "Dini söylem, siyasi harekette yerini kaybetti" dedi. Ben buna katılıyorum. Geçmişte medreselerde okuyanların yerini, okullarda iyi eğitim görüp gelen sosyalist görüştekiler yerini aldı. Ama din, toplumların hayatında önemini hiç kaybetmedi.

Bir arkadaşım, "Kürtler birarada yaşamaya hazır" dedi. Peki buna türkler ne kadar hazır. Din siyasette, Kürtler'i bir kandırma aracı olarak kullanıldı.

İslam dini asli özelliği ile iyi anlaşılırsa, bu sorunun çözümünde de en önemli noktadır. Aydınlarımız kızsalar bile... Bediüzzaman Said Nursi'nin bakışı son derece önemli. Din bu noktada çok büyük katkılar sağlayacak. Yeter ki kötü niyet olmasın.

Eski parlamenter Sedat Yurttaş: KÜRTLER'DE KANDIRILMIŞLIK HİSSİ VAR

Kürtler Cumhuriyet’in kuruluşunda önemli rol oynadı. Acaba bugün de bir “imkan” olarak mı görüyor, yoksa bu işin esas aktörü olarak mı değerlendirmek gerek. Kürler’de bir kandırılmışlık hissi var. Kuruluş felsefesinden kaynaklanan sorunlar var.

Kürtler'e kendi dillerinde dua etmeye bile müsaade edilmedi.

Bu toplantıya bazı isimlerin de çağrılması gerekiyordu. Görüyorum ki bazı isimler burada eksik.

Kürtler, Lozan ile birlikte yeni bir yere kondu. Kürtler’in bilincinde aynı zamanda Dersim’de öldürülenler, Şeyh Sait isyanında öldürülenler de var.

Ahmet TAN komite adına açıklama yaptı:

DTP'den Sırrı Sakık, Aysel Tuğluk, Cebbar Legara bu toplantıya çağrıldı. Hiçbir ayırım yapılmadı. Osman Baydemir, toplantının Diyarbakır'da yapılacağı sırada açış konuşması yapacaktı. Komiteye günlerce randevu bile vermedi.

Osman Tunç: KÜRTLER ÖNCE KENDİ BİRLİĞİNİ SAĞLAMALI

Kürtler, farklı nedenlerden dolayı kendi aralarında birlik sağlayamadı. Araplarla, Türklerle nasıl birlikte yaşayacaklar. Kürtler önce kendi aralarında birliği sağlamak zorundadır. Bediüzzaman Said Nursi de Kürtler’in en büyük sorununun ihtilaf olduğunu söyler. Birliği sağlamalarını ister ve Türkler’le birlikte yaşamanın zorunluluğuna dikkat çeker. Bediazzaman’ın bir diğer dikkat çektiği nokta da eğitim konusu idi. O dönemde Van’da üniversite kurmak ister.
Haber 7

Müfit YÜKSEL: OSMANLI KÜRTLER'E SİYASİ İDAM YAPMADI

Kürtler’in unuttukları bazı tarih ayrıntıları var. Şah İsmail'in büyük dedeleri Kürt idi. Osmanlı-Kürt ilişkilerinde her zaman inişler çıkışlar oldu. 1913'e kadar Osmanlı'nın bölgede siyasi bir idamı olmadı. İttihatçılar döneminde yaşandı. İlk idam Barzani'nin dedesi idi. Elimde belgeleri. İşte burada.

Muhammet AKAR: Cihan harbinde ve Kurtuluş Savaşı'nda Türkler'e destek veren isimler, daha sonra İstiklal Mahkemeleri'nde idamla yargılandı. Ne oldu da böyle oldu. Bunun temelinde Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren ideolojisindeki sapmadır.

Halifeleliğin kaldırılması Türk-Kürt ittifakının bittiğinin ilanı idi. Kürtler, bunu böyle algıladı, böyle algılamaları da istedi.

Tarih boyunca Türkler ve Kürtler birlikte olmakdan kıvanç duydu. 21. yüzyılda stratejik ittifak içinde olmalı. Birlik olmalı.

Yazar Leyla İpikçi: SUSTUĞUMUZ DİL DAHA ÖNEMLİ

Biraz damarlarımıza basıldığında farklı olmaya başlıyoruz. Siyasetin yıpratmadığı diller de var. Sustuğumuz diller. Bir ay kadar önce Mardin’de bir asker uğurlama törenine katıldım. Asker Diyarbakır’a gidecekti. 5-6 ihtiyar müziğe uyum sağlamadan kendi kafalarındaki müzüklerine göre halay çektiler. Bu kendi dilini uygulamanın önemine inanıyorum.

Acıyı anlatırsanız, bunu malzeme yapabilirsiniz. Acınızı paylaşabilmeniz önemli. Ben ifade edilmemiş acının dilini önemsiyorum. Acı dili birbirimizi daha derinlere taşıyacak. Gözyaşlarını paylaşmaya daha çok ihtiyacımız var.

Şerif Ali Tekalan: SORUNUN ETRAFINDA DÖNÜYORUZ

Temel Trabzon’da bir adam öldürmüş, gemiye binerken de yakalanmış. Hakim karşısına çıktığında hakim sormuş. “Oğlum nasıl oldu?” Temel, havanın nasıl olduğunu anlatmış, yağan yağmurları anlatmış. Hakim kızmış “Oğlum adamı nasıl öldürdün onu anlat!” dediğinde Temel çıkışmış: “Oraya gelirsem benim canıma okuyacasın”.

Türkiye’de bir Kürt sorunu var mı var. Ama biz Kürt sorununun esasını konuşmak yerine etrafında dönüp duruyoruz.

Halk ve Özgürlükler Partisi Genel Başkanı Sertaş Kucak: BİRLİKTE YAŞAMAKTAN ÖNCE YANYANA YAŞAYALIM

Yaşananların en ağır faturasını Türkler ödedi. Herkes fatura ödüyorsa, yeni bir dil bulmamız gerekiyor. Kürtler artık sabırsız, birşeylerin değişmesini istiyor. İşin özü de burada. Önce birlikte yaşamaktan ziyade, yanyana yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Bu dili yaratmada Avrupa Birliği'nin önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Keşke bu toplantıyı Diyarbakır'da yapabilse idik. Çok önemli bir mesaj olurdu.

Eski Parlamenter Haşim Haşimi: SORUN DEVLETİN KİMLİĞİ İNKARIYLA BAŞLADI

Bu sorunun tarafları kimlerdir, bu konunun taraflarıdır. Sorun devletin Kürtler'in kimliğini inkar etmesiyle yaşanmaya başladı. Kürtlerle Türkler arasında sorun yok. Elde kalan bir şey var. Dindarlık, kardeşlik. Bunlar önemli. Ben çok önemsiyorum bunları. Elde kalan bunlar da harcanırsa geriye bir şey kalmaz.

Bu din kardeşliğinin siyasi sonuçlarının ortaya çıkması lazım.

Bir başka nokta da şu, bu kardeşliğin gereğinin yapılması lazım.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
CeZa
Kırkı Çıkmış Üye
Kırkı Çıkmış Üye


Kayıt: Jun 20, 2008
Mesajlar: 98

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 3:19 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

SAGOL ZAZA_20 PAYLASIMIN ICIN TESEKKURLER ELLERİNE SAGLIK...CeZa
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder MSNM
NeFrEt
Kırkı Çıkmış Üye
Kırkı Çıkmış Üye


Kayıt: Jul 06, 2008
Mesajlar: 46

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 4:45 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

SAGOL ZAZA_20
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Çar Tem 09, 2008 1:40 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

CeZa demiş ki:
SAGOL ZAZA_20 PAYLASIMIN ICIN TESEKKURLER ELLERİNE SAGLIK...CeZa


AZ Bİ YARARI DOKUNMUŞSA NE MUTLU BİZE..
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Çar Tem 09, 2008 1:42 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

NeFrEt demiş ki:
SAGOL ZAZA_20


AZ Bİ YARARI DOKUNMUŞSA NE MUTLU BİZE..
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
NeFrEt
Kırkı Çıkmış Üye
Kırkı Çıkmış Üye


Kayıt: Jul 06, 2008
Mesajlar: 46

MesajTarih: Per Tem 10, 2008 5:45 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

GERCEKTEN YARARI DOKUNDU TESEKUR EDERİM BİLDİKLERİNİ PAYLASMAYA DEVAM EDERSEN COK MEMNUN OLURUMM EMINIMKI SITEDE'Kİ HERKESE YARARI DOKUNMUSTUR NEKADAR YORUM YAPMASALARDA!!!!
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Cmt Tem 12, 2008 9:22 am    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

BİNGÖL ELAZIĞ MALATYA VE TUNCELİDE 2007 EVLİLİK VE BOŞANMALARIN ORANI

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Malatya Bölge Müdürlüğü, 2007 Evlenme ve Boşanma İstatistikleri Sonuçlarını açıkladı. Buna göre, TÜİK Bölge Müdürlüğü'nün kapsadığı Malatya, Bingöl, Elazığ ve Tunceli illerinde 2007 yılında toplam 15 bin 801 çift evlendi.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre, 2007 yılında Türkiye genelinde 638 bin 311; Malatya İl genelinde ise toplam 7 bin 328 çift evlendi. Elazığ ilinde 5 bin 344; Bingöl İlinde 2 bin 530 ve Tunceli ilinde ise 599 çift evlendi. 2006 yılına göre Malatya'da evlenen çift sayısı 2007 yılında 66 azaldı. En çok evlenen çift sayısı da 100 bin 535 ile İstanbul'da gerçekleşti.

2007 yılında Türkiye genelinde ortalama ilk evlenme yaşı erkekler için 26.1, kadınlar için 22.8 olarak tespit edilirken, Malatya'da ise 2007 yılında ilk evlenme yaşı erkeklerde 26,6 iken kadınlarda ise 23,5 olarak gerçekleşti. Türkiye'de kaba evlenme hızı binde 9,09; Malatya ise binde 8,24 olarak hesaplandı.

BOŞANMA ORANLARI

Türkiye genelinde toplam 94 bin 219 çift boşanırken, Malatya'da 716 çift boşandı. 2006 yılında ise Malatya'da boşanan çift sayısı 651 olarak gerçekleşti. Elazığ'da 2006 yılında 574 çift boşanırken, 2007'de ise 493 çift boşandı. Bingöl'de 2007 yılında 137 çift; Tunceli'de de 114 çift boşandı. Türkiye genelinde boşanma hızı binde 1,34 olurken Malatya genelinde binde 0,80 gerçekleşti.

TÜİK Bölge Müdürü Şemsettin Özcan'ın verdiği bilgiler şöyle:

“Malatya İl genelinde, erkeklerde boşanma olayının 238 kişi ile en çok 35-39 yaş grubunda görülmüştür. Kadınlarda ise boşanma olayı 181 kişi ile en çok 25-29 yaş grubunda yaşanmıştır. Yine Malatya İl genelinde en az boşanma olayı erkeklerde ve 1 kişi ile 16-19 yaş grubunda; kadınlarda da 10 kişi ile 16-19 yaş grubunda görülmüştür.

2007 yılında Türkiye'de boşanma olayı en sık evliliğin birinci yılında gerçekleşirken, boşanma olayların % 42'si evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşmiştir.

2007 Yılında Malatya'da ise toplam 716 olan boşanan çiftlerden en çok boşanma olayının gerçekleştiği evlilik süresi 6 ila 10 yıl arasında gerçekleşmiştir. Elazığ, Bingöl ve Tunceli İllerinde de en sık boşanma olayların gerçekleştiği evlilik süresi 6-10 yıl arasında olmuştur. Evliliğin ilk beş yılında yaşanan boşanma olaylarının toplam içindeki oranı ise Malatya'da % 39; Elazığ'da % 51; Bingöl'de % 55 ve Tunceli'de ise % 43 olmuştur.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Cmt Tem 12, 2008 9:26 am    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

YAPILAN ARAŞTIRMALARA BAKILDIĞINDA KÖYLERİMİZ HERGÜN BİRAZ DAHA BOŞALIYOR

2000 yılında 131 bin 84 olan köylerdeki nüfus,
2007'de 21 bin 235 azalarak 109 bin 849'a düştü

Bingöl, Türkiye'de nüfusu azalan beş vilayet arasında yer alıyor. Bingöl'ün en önemli sorunları arasında sayılan göç durmuyor. Yol, ulaşım, okul, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlar karşılanmayınca göçün önüne geçilemiyor. Bingöl'den 2000'den bu yana köylerde yaşayan yaklaşık 21 bin kişi büyük şehirlere göç etti. Sosyal ihtiyaçların karşılanmaması nedeniyle, köyler boşalı-yor. Köyden kente göç devam ediyor. Nüfusu azalan iller arasında Tunceli, Hakkarı, Bayburt ve Bitlis’te sayılıyor.
YANLIŞ YERLEŞİM GÖÇÜ ARTTIRIYOR
Bingöl'de çeşitli tarihlerde meydana gelen depremlerin ardından köylülere, köylerinden uzak yerlere konutlar ya-pıldı. Köylülerin büyük bir kısmı ana yol güzergahına yapılan deprem konutlarına yerleştirildi. Köyünü terkederek yeni yerleşim yerine taşınan köylüler, hayvancılık ve tarım yapamadı. Köyünde hayatını kazanan köylüler anayol güzergahlarındaki yeni yerleşim yerlerine getirilince, arazi olmadığından tarım ve hayvancılık yapamaz duruma geldi. Bu nedenle göç artarak devam etti. Köylüler geçimlerini sağladıkları kendi arazilerinden kilometrelerce uzağa yerleştirildi, bu durum üretmeden yaşamalarına neden olunca nüfus giderek azaldı.
NÜFUS AZALIYOR
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2007 nüfus sayımı sonuçlarına göre, Bingöl'ün nüfusu 251 bin 552 olarak belirtildi. 2000 yılında 255 bin 355 olan Bingöl'ün nüfusu, 2007 yılında yaklaşık 3 bin 803 kişi azalarak 251 bin 552'ye düştü. Merkez nüfusu 2000 yılında 124 bin 311 iken, 2007 yılında 17 bin 392 kişi artışla 141 bin 703'e çıktı. 2000 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre köylerde 131 bin 84 kişi yaşarken bu rakam 21 bin 235 kişilik büyük bir düşüşle 2007'de 109 bin 849'a indi.
İLGİSİZLİKTEN YAKINDI
Köylerinin günden güne boşaldığını söyleyen Solhan'a bağlı Göksu Köyü Muhtarı Saim Kaya, çeşitli sorunlardan ve yetkililerin ilgisizliğinden yakındı.
Son nüfus sayımı sonuçlarına göre köylerinin nüfusunun giderek azaldığına dikkat çeken Muhtar Kaya, köy halkının özellikle iş olanakları, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerinin karşılanmamasından, bu imkanlara sahip büyükşehirlere göç ettiklerini söyledi.
GEÇİM * VAR
Köylerinin dramatik bir şekilde boşalmasına isyan eden Göksu Muhtarı Kaya, köylülerin geçim sıkıntısı yaşadığını söyledi. Geçmiş yıllarda köy sakinlerinin hayvancılık ve tarım ile yaşamlarını rahatlıkla sürdürdüklerini aktaran Kaya, son yıllarda tarım faaliyetlerinin ve hayvancılığın önemli ölçüde gerilediğini belirtti. Köyde tarımsal faaliyetlerin tekrar canlandırılması için devletten yardım beklediklerini belirten Kaya, yapılacak sulama göleti ve kanallarla bu sorunun giderilebileceğini kaydetti.



YILIN 4-5 AYI YOLLAR KAPALI
Solhan'a sadece 8 km. uzaklıkta olan Göksu köyünde yolların 4-5 ay boyunca kapalı kaldığını hatırlatan Kaya, "Kışın yollarımız genellikle kapalı, hastalarımızı kızaklarla ilçe merkezine ulaştırmaya çalışıyoruz" dedi.



KÖYLÜYE CEVAP VEREMİYORUM
Köy halkının taleplerine cevap veremediğini belirten Kaya, köyün sorunlarını medya yoluyla dile getirdiğinde hakkında soruşturma açıldığını, vatandaşın hakkını aramak suç sayılıyorsa bu suça razı olduğunu vurgulayarak haklarını aramaya devam edeceğini söyledi.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
zaza_20
Solhan.Net Sevdalısı
Solhan.Net Sevdalısı


Kayıt: Dec 05, 2007
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Pts Tem 14, 2008 5:49 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

Tarih: Cmt Tem 12, 2008 6:18 pm Mesaj konusu: Re:

--------------------------------------------------------------------------------

Bingöl de işçilik yaşı 10'a kadar geriledi

Bingöl de işçilik yaşı, 10'a kadar indi. Kentin turizm başta olmak üzere bünyesinde barındırdığı potansiyele rağmen kentte yoksulluk giderek derinleşiyor. Birçok çocuk bulabildikleri her işte çalışmak zorunda kalıyor.


Bingöl’de işçilik yaşının 10 yaşına kadar inmesi, bölgenin yoksullaşmaya doğru gittiğini gösteriyor. Ekonomik olarak kötü durumda olan birçok aile bireyleri yaş ortalamasına bakmadan direk bulabildikleri her işte çalışmak zorunda kalıyor.

Bingöl’de işsizlik sorunu ha bire büyüyor. Bölgenin sanayileşmemesi, iş gücünün fazla olmasına karşın insanların iş bulamaması beraberinde büyük sıkıntı getiriyor. Devamında olan mevcut işçi yapısı sosyal güvenceden yoksun bırakılmış, çalışanlara herhangi bir güvence sağlanamıyor. Bu sorunlardan kaynaklı sıkıntılar bitmezken, vatandaşlar bula bildiği tüm işlerde calışmak zorunda kalıyor.


İş konusunda Bingöl’de işçilik yaşının 10 yaşına kadar inmesi, bölgenin yoksullaşmaya doğru gittiğini gösteriyor. Ekonomik olarak kötü durumda olan birçok aile bireyleri yaş ortalamasına bakmadan direk bulabildikleri her işte çalışmak istiyor.


Hurdacılık ve demir toplama işinde çocukların çalışması içler acısı bir durumu gözler önüne seriyor. Okul tatilinde ailelerine biraz daha katkı sağlamak amacıyla bulabildikleri her işe koşturan çocuklar, yaşlarına oranla daha bir yetişkin tavırlar sergilemeye başlıyorlar. 7 yaş ve altı olan gurup boyacılığı tercih ederken, daha büyük yaşta olan çocuklar ise hurdacılık ve demir toplama işinde çalışıyorlar. Çocukların bu yönlü işçileşmesi ve eğitim döneminde çalışmaları gelecek açısından kaygıyla karşılanıyor.


“Oğlumun arabası yüzünden yeşil kartım iptal edildi”
Çocuklarıyla beraber hurdacılık yaparak geçimini sağlamaya çalışan 10 nüfuslu Mahmut Erce (60) yaş beraber hurdacılık yaptığı çocuklarının kirada olduklarını ve kendisininde topraklı evde oturduğunu dile getiren Mahmut dayı, bekar oğlunun arabası yüzünden yeşil kartı iptal edildiğini söyledi.

Ayrıca sağlık sorunlarının da başladığını ileri süren Mahmut Ece “bekar oğlumun üzerine kayıtlı olan araba yüzünden yeşil kartım iptal edildi. Gerekçe ise oğul babaya bakmakla hükümlü olduğu içindir. Ama bu bir gerçektir ki oğlumun zengin olması benim mağduriyetimi ortadan kaldırmaz. Ki zaten değildir de. Kısacası sağlık sorunumum iyi değil, ve ben hala işçilik yapmak zorunda kalıyorum” yönünde açıklamalarını sürdüren yaşlı dayı yeşil kartının iptal edilmesine tepki gösterdi.

“Tek meslek, hayatta kalabilmek için bulabildiğimiz tüm işlerde çalışmak.
Sosyal güvencemize karşın hayatta kalma güvencemiz oluyor”

Başka iş bulma imkânımız olmadığı için hurdacılık yaptığını anlatan Mahmut Erce, Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan bu işte çalışmak zorunda olduğunu dile getirdi. Tüm aile bireyleri olarak bu işte çalışmak zorunda kaldıklarını anlatan Mahmut Dayı “Yoksa açlığımızdan ölürüz. Ben yaşlıyım artık. Başka işte çalışma imkânımda yok.

Ki olsada çalışacak işte yok. Çocuklarımda burada beraber çalışıyoruz. Bingöl’de iş sektörlerinin olması gerekmiyor mu? Neden iş alanları yaratılamıyor? Hurdacılık bir meslek değil, çaresizlikten bu işi yapmak zorundayız. Benle beraber çocuklarımda başka iş yapamaz hale geldik. Olanaklarımız olsaydı bir meslek edinmek daha iyi olmazımıydı.

Ama biz meslek edinebilecek kadar tok olmadık ki, sadece karnımızı doyurmaya çalışıyoruz. Yetkililerin bu konuda acil çözüm üretmeleri gerekir. Yoksa benim durumumda olan binlerce insan Bingöl’de var. Belki ben şanslı sayılırım onlara göre. Hurdacılık bile yapamayan insanlar var. Umudum olmasada umarım bu işsizlik sorunu çözülür, Bingöl’de artık bırakın iş bulmak için çabalayan insanlar, açlıktan ölen insanlarla karşılaşabiliriz” uyarısında bulunan Mahmut dayı yetkilerin acil çözüm üretmeleri gerektiğini kaydetti.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Forum Anasayfası -> Sorunlar Çözümler Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa: 1, 2, 3 ... 15, 16, 17  Sonraki »
1. sayfa (Toplam 17 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Haberler

 
Bilgi Bankası
İnteraktif Bölümler İslam Köşesi

 
Hesabınız
 Solhan Haberleri:Bingöl Hakkında Telefon Rehberi:Haber Gönder Haber Arşivi Kur'an-ı Kerim:Üyelik Ol
 Bingöl Haberleri:Köylerimiz Hakkında Ziyaretçi Defteri:Köşe Yazıları TV-Radyo Hadis Alemi:Üye Girişi
 Köy Haberleri:Yüzenada Hakkında Mezunlar Sayfası:Müzik Kutusu Video
Siyer-i Nebi:Şifremi Unuttum
     Şiir Evi Hikayeler İslam Tarihi:Özel Mesajlarım
 

  

 

  

 

 

  

 


© 2006-2012 Tüm Hakları Saklıdır. Solhan.Net |
Bu sitede kullanılan resimler, metinler ve diğer tüm içerikler ancak Solhan.Net kaynak gösterilmek suretiyle kullanılabilir.
Websitemiz PHP-Nuke © 2005 Kodlarına Sahiptir.